Hebele s01e02

Posted: Nisan 3, 2012 in ölesine

Elini uzattı, dedi “hadi kalk yeter bu kadar tembellik hava da kötü değil bak güzel değil ama kötü de değil” bi süre baktım uzattığı ele. tanımıyordum bu eli ya da çok uzun zaman olmuştu, değişmişti belki. Dışarsı ne kadar kötü olabilirdi ki bu odadan. Biraz çıkarım baktım olmuyor dönerim geriye diye düşündüm. Ama eli hala tanıyamamıştım. Hem nasıl girmişti acaba içeri, kapıyı açık mı unuttum diye düşündüm bir an, bu aralar zaten unutuyordum çokça şeyi. Kapıyı açık unuttum ordan girdi diye düşündüm ama yanıma gelene kadar da hiç farkına varmamıştım, usta bir hırsız olabilirdi karşımdaki. Beni dışarı çıkarıp evde ne var ne yok götürücek mi acaba diye şüphelendim bir an ve işte o an neden yüzüne bakmadığımı düşündüm. Kapıyı açık unuttuğum gibi yüzüne bakmayı da mı unutmuştum acaba. Sonra bir anda içimi daha büyük bir korku kapladı, acaba yaşamayı da unutmuş olabilir miydim? Dışarı çıkarsam yürümeden bisiklet ile dolaşırım diye geçirdim aklımdan. Eğer bisiklete binmeyi unutmamışsam yaşamayı da unutmamışımdır herhalde. Bu öğrenilip beyinciğe yerleşen şeylerdendir herhalde yaşamak da, yani kesin bisiklete binebilirsem gerisi kolaydı ama ya binemezsem bisiklete. Bu tanımadığım el ben tam bisikletten düşerken yine uzanır mıydı bana ve “Ufak bir sendeleme herkesde olabilir, hadi daha sert asıl pedallara” der miydi acaba? Bunlar geçerken aklımdan hala yüzüne bakmamıştım o elin sahibinin, tanıdıksa ve bu kadar süredir selam vermediysem acaba bana gücenmiş midir? daha ne kadar bekler acaba beni? Ama tanımıyordum ben bu eli, kimin olduğu konusunda bile fikrim yoktu sonra el birden kayboldu tam korktum gidiyor diye ama sadece pencerenin yanına gitmiş. Pencereyi açarak “Bak hava kötü değil işte sana söylemiştim” derken arkasından vuran güneş yüzünü görmemi yine engelledi. Sesini de tanımıyordum, hem elini hem sesini tanımadığım biri bana havanın kötü olmadığını söylüyordu. Arkadaki güneşe bakarsak gerçekten de hava kötü değildi. Bu sese sahip birisi hırsız olamazdı, kötü biri değildi sesinden belliydi. Rahatlamıştım ama pencereyi açmasından dolayı da biraz huzursuzlanmıştım yine. Temiz hava giriyordu içeri ve güneş ışığı. Güneş içeri girerken onun yüzünü görmemi engellemese belki o huzursuzluk vermezdi içime ama kimsin diye soramadığım bu insana karşı bana kötü davranıyordu şu anda güneş. Benden yana değildi. “Çay var içer misin?” dedim, neden dediğimi hiç bilmeden. “Ama sallama çay, demliğim yok maalesef” dedim. Sanırım o an güldü, geldiğinden beri suratında hep bir gülümseme var gibi hissediyordum zaten göremesem de hissediyordum ama bu sefer güldü. “Çayı da dışarda içeriz, hem demleme çay yapan bir yer biliyorum” dedi. “Üzerime bişiler giyim” dedim. “Hava kötü değil boşver” dedi. “Tamam ayakkabılarımı giyim de çıkalım” dedim. “Ayakkabıları boşver, giy terliklerini. Ben de terliklerimle geldim zaten” dedi.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s