Murat BİRBEN

Gelişine ne olursa…

Bir içki oyunu – Abdi

Yazan: birben Ağustos 3, 2009

İçki içerken çeşitli oyunlar oynanabilir, bu da kafanın çakır keyifliğinden dolayı insanlarda eğlenme etkisini artırır. Abdi de böyle birşey, gerekli malzemeler 1 deste iskambil kağıdı, shot yapılabilecek bir içki, insan sayısı kadar shot bardağı ve dostlar.

Oyun şöyle, 1 deste kağıdın hepsi yere kapalı bir şekilde dağıtılıyor ve güzelce harman edip karışıtırılıyorlar. Daha sonra herkes sırayla yerden bir kağıt çekiyor (bu sıranın herhangi bir önemi yok emin olun, takılın kafanıza göre) Her kartın bir kuralı var, bunları aşağıya yazıcam, bu kurallara göre biri ve ya birileri shot yapıyor. Kafalar güzelleştikçe oyundan alınan zevk artıyor. İşte kurallar:

A -> Kelime ekleye ekleye cümle kurmak. Kağıdı çeken, bir kelime söyleyerek cümleyi başlatır. Daha sonra sırasıyla herkes bu kelimeye yeni bir kelime ekleyerek cümleye devam eder, tabi herkes kendinden önceki kelimelerin hepsinin aynen ve doğru sırayla söylemek zorundadır. İlk şaşıran shot yapar.

K -> Pas. Arada sırada dinlenmek lazım, bu kağıt çekildiğinde kimse içmez ve bir sonraki kağıt çeker.

Q -> Soruna cevap veriyorum. Bu kart seçildikten sonra oyun aynen devam eder ama bir oyuncu diğerine soru sorduğunda, cevap verecek oyuncunun “soruna cevap veriyorum” dedikten sonra soruyu cevaplaması gerekmektedir. Bunu yapmayan oyuncu shot yapar.

J -> Grup. Bu kart çekildiğinde herhangi bir şey söylenir, bu gruplanabilir birşey olmalıdır. Bu sayede diğer oyuncular bu gruptan başka şeyler söylemeli sırasıyla, söyleyemeyen shot yapar. Örnek vermek gerekirse, spor bir grup olabilir ve futbol ile başlatıldığında diğer oyuncular da başka spor dallarını söylemeliler. Daha önce söyleneni söylemek de shot ile sonuçlanır.

10 -> Kural. Bu kartı çeken oyuncu istediği bir kural uydurur. Bundan sonra oyun devam eder ama bu kural ile beraber, ne zaman kli bir oyuncu bu kuralı bozarsa o oyuncu shot yapar ve kural geçerliliğini kaybeder. Eğer bir kural bozulmadan ikinci 10 çekilirse, oyun iki kuralı birden içererek devam eder.

9 -> Doğru / Yanlış. Bu kartı çeken oyuncu bir şey söyler, diğer oyuncularda bu söylenenin doğru mu yanlış mı olduğunu tahmin ederler. Yanlış tahminde bulunanlar shot yapar. Örnek vermek gerekirse, “Ben GALATASARAYLIYIM” dediğimde buna yanlış diyenler shot yapar. “Ben MIT’de okudum” dediğimde ise buna doğru diyenler shot yapar. Çünkü ben GALATASARAYLIYIM ve MIT kim ben kim :)

8 -> Parmak masaya. Bu kart seçildiğinde herkes parmağını masaya koyar, en son koyan shot yapar.

7 -> Ben hiç. Bunu tek başına oynamak da mümkündür ama sevgililerin arasını açtığı görülmüştür :) Kartı çeken oyuncu “Ben hiç …. yapmadım” cinsinden bir cümle söyler ve bunu yapanlar shot yapar. Örnek vermek gerekirse, “Ben hiç maça gitmedim” dendiği zaman maça gidenler shot yapar.

6 -> Kızlar. Masada bulunan kızlar shot yapar.

5 -> Erkekler. Masada bulunan erkekler shot yapar.

4-> Herkes. Masada bulunan herkes shot yapar.

3-> İstediğine içir. Bu kartı seçen oyuncu istediği herhangi bir oyuncuya shot yaptırır.

2-> Kendin iç. Bu kartı çeken oyuncu kendisi shot yapar.

Yazı kategorisi: ölesine | Etiketler: , , , | 1 Yorum »

Ben

Yazan: birben Temmuz 22, 2009

Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: , | » yorum bırak;

Bitsin #1

Yazan: birben Temmuz 21, 2009

Hafızam yine beni müşgül duruma düşürüyor ama sanırım Uykusuzda Vedat Özdemiroğlu yazılarının aralarına serpiştiriyordu. Aşağıya yazınca anlıcaksınız, ben de arada yazıcam. Ahanda bu da sezon-1 bölüm-1

- İnsanların aynada kendi fotoğraflarını çekmesi bitsin

- Bunu yaparken profosyenel ya da yarı profosyenel makine ile yapmak suretiyle, bak makinem var çok da profosyonel çalışıyorum ben havasıyla fotoğraf çekmek, bunu yaparken de cıbıl olup kol kaslarını göstermeye çalışmak ivedilikle bitsin.

-Bir önceki cümledeki gibi uzun cümleler bitsin.

Yazı kategorisi: ölesine | Etiketler: , , | » yorum bırak;

İngiltere izlenimleri – II

Yazan: birben Haziran 29, 2009

Yazalım bakalım madde madde yine aklımıza takılanları, buraya geleceklere önerileri

1- Londra’ya gidenler muhakkak London Eye ve London Dungeon’ı ziyeret etsinler. Ama gitmeden önce internete bakıp bunların kombinelerinden alıp işi ucuza getirmek lazım. Bir de mümkünse haftasonu gidilmesin her yerde sıra oluyor.

2- Ben’s Cookies burdaki kurabiyelerden tatmadan geçmeyiniz, sütleri de şahane. Kurabiye ve süt ikilisi böyle sizi kendinizden geçiriyor efenim. Çikolata severler için özel duyuru; triple chocolate :)

3- Gitmeden önce de duyduğum cider bunu da içmeden gelmeyin. Beni tanıyanlar inanmıcaklar belki ama benim bile hoşuma gitti. Neden mi inanmıcaklar çünkü bu asitli bir içecek (ben asitli içecek içmiyorum da :) ) Asitli dediysem bira kadar dilimi yakmadı, tadı da iyiydi. Deneyiniz efenim. Bir de merak konusu oldu, arkadaşın söylediğine göre Türkiye’de yokmuş bu cider, bir girişimciden bu girişimi bekliyorum. Bence çok gideri var… (Eğer Türkiye’de hali hazırda satılıyorsa, uyarınız :) )

4- İlk madde de söylediğim London Dungeon da aslında 3. maddede söylediğim cider girişimciliği gibi bir girişimcinin dikkatini çekmeli diye düşünüyorum.  Bir bakınız anlayacaksınız ne dediğimi

5- İlk izlenimlerde yeşilliklerden bahsetmiştik çok diye, yok bu fikrimden vazgeçmedim ama ufak sinek böcük de çok arkadaş. Yüzüne gözüne girip duruyorlar, hatta arkadaş bir tanesini yuttuğunu iddia etti :)

6- Saat kulesi ve heykel konusunda ellerini hiç korkak alıştırmamışlar, her yer özellikle heykel dolu. İyi mi güzel mi, bence güzel. Bizim ülkemizde olur mu? Sanmam…

7- Themes nehrinin suyu çok pis ama bizim lağım kokan pislikler gibi değil zannedersin ki çamur akıyor sadece.

8- İngilizler kesinlikle çok çalışmıyorlar. Mekanlar 5te maksimum 6da hemen kapatılıyor ve hemen publara gitmece. Pub yaş ortalaması da hiç bizdeki gibi değil, her yaştan insanı çok rahat görebilirsiniz. Öğrendiğime göre, İngilizler evde pek oturmazmış ya çıkıyorlar çayır çimen yayılıyorlar (gündüz) ya da pub falan içiyorlar (akşam)

Bu seferde bu kadar :)

Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

Eski hatunlardan kalan damak tadları

Yazan: birben Haziran 25, 2009

Eski sevgililerden muhakkak kalır insanlara birşeyler. Benim hayatımdaki en önemli noktalardan bir tanesi de damak zevkim olduğu için giden hatunların bana kazandırdıkları tadların ilk üçünü yazıcam burda. Öyle bilinmedik şeyler değil ama haklarını vermek lazım hayatıma onlar soktular, sağolsunlar varolsunlar.

3ten başlayalım :)

3- Barbekü sosu. Evet bildiğiniz barbekü sosu. Üniversiteye gelinceye kadar haberim olmayan ama geldiğim ilk sene burger kingte karşılaşıp vurulduğum tad.(hiç denemedim kendim yapmayı ama buyrun size tarif)

2- Sade kahve. Evet bildiğiniz sade kahve, ön yargılardan kaynaklanan acı olur içememi kaldırmamı sağlayan abla sen de sağol. Arkadaş, tadı esas içine şeke,r süt vs. katmadığında anlaşılıyor bu kahvenin. Çok da güzel oluyor artık kahvenin içine hiç de bişey katmıyorum.

1- Bunun bir adı var mı bilemiyorum, normal yemeklerin arasında normal bir sofrada birden önüme getirmişti ama sonra benim için muhteşem bir rakı mezesi olabileceğini o dakika kimse bilmiyordu herhalde. Eğer bir adı varsa, okuyan biri de olursa yazıversin aşağıya. Olay şu ton balığını alıyoruz, yağını mümkün oldukça süzüyoruz. Biraz limon sıkıyoruz üzerine, yeterli derecede de mayonez ve isteğe bağlı olarak mısır taneleri. Sonra bunları bir güzel karışıtırıyoruz. Mükemmel bir tad çıkıyor karşımıza emin olun :) Sana da çok teşekkürler eski hatun :) (Fotoğrafta rakıların arkasındaki mezelerden sol alt köşede olanı ((: )

rakıMeze

Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

İngiltere İzlenimleri – 1

Yazan: birben Haziran 23, 2009

1- Yurt dışına gidin bakın yerler pırıl pırıl. YALAN. Daha uçaktan iner inmez karşılaştığım manzara, sigara izmariti dolu bir sokak oldu. İnsanlar çok rahat ellerine geleni atıyorlar yere. Yerlerde ne ararsanız bulmanız mümkün. Bu konuda Türkiye’yi hiç aratmıyorlar :)

2- Üniversite’de kesinlikle İngilizden çok başka milletlerden insan var. Özellikle Malezyalı, Hintli ve uzak doğulu (tipten çin mi japonya mı anlayamıyorum maalesef) çok var. Öğrendiğime göre Malezya hükümeti buraya gelenlerin ücretlerini karşılıyor (lisans sonrası anladığım kadarıyla). Doktora için gelenleri düşündüğünüzde üniversite de hiç ücret vermeden bedava iş gücüne sahip olmuş oluyor. Bu şekilde ücreti kendisi ödeyen başka ülkeler de varmış. Zaten üniversitenin (University of Nottingham) Malezya ve Çin’de de kampüsleri var. Bu zaten çoğu şeyin göstergesi herhalde.

3- Yeşillik konusu kesinlikle abartılmıyor, her yer yemyeşil maşallah. Gelirken yeşl görmekten midem bulandı :P Geldim burası da yemyeşil. Üniversite zaten doğayla içiçe muhabbetine sürekli bir doğal ortamda.  Ana kampüs (Main Campus) direk neredeyse kendi ormanın içinde. İlk gün servisten yanlış yerde inince, kaldığım yeri bulmak için 1 saat yürüdüm. (bknz. Yol sormayan erkek modeli) Çalıştığım bina başka bir kampüste(Jubilee Campus) kapıdan çıkınca direk ördeklerle, kuşlarla falan karşı karşıya geliyorsunuz. Eski bir fabrikayı yıkıp yapmışlar gölet tarzı da bir şey var. Bu ördek, kuş, balık falan da o ayak tabi :) Bu arada okul bu kampüslerden ve binalardan ötürü ödüller almış. 2 tane de Nobel ödüllü prof. var zaten okulda.

4- İndiğim andan itibaren gözüme çarpan şey özellikle erkeklerin ön kollarındaki dövmelerdi. Sonradan öğrendiğime göre burada orta direk arasında çok modaymış bu dövme işi. Gerçekten de çok sayıda dövmeli insan gördüm. (%80 desem abartı olmaz herhalde)

5- Kesinlikle çok saygılı insanlar yalnız. Yaya geçidi olan bir yerdi, araba geliyo diye durdum, araba da durdu. Tabi alışık değiliz, şaşırıyo insan. Bu olayı herkes yapıyo, tek bir olay da değil yani. Trafik kurallarına hepsi fazlasıyla dikkat ediyorlar, otobüste bile herkes emniyet kemeri takıyor. Bu saygı mevzusu yalnızca trafik ile de alakalı bir mevzu değil, İngilizlerin en çok kullandıkları kelime öbekleri: Sorry ve Thank you. Bünye alışık değil tabi bu kadar kibarlığa

6- Bunların konuştuğu kesinlikle ingilizce değil, inanılmaz bir aksanları var. Ya da ben gıdım ingilizceden anlamıyorum.

Çok gezmediğim için şimdilik bu kadar, ikincisi gelir mi bilmem :)

Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Yeni blog

Yazan: birben Şubat 21, 2009

Teknik yazılar için artık yeni bir blog sayfamız var,  MİDYE. Ben ve 3 arkadaşımın yazılarını burdan takip edebilirsiniz!…

Havadan sudan konular buraya gelir mi? Bilmem hayat bu belli olmaz…

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

MJ23

Yazan: birben Kasım 19, 2008

Yazı kategorisi: Basketbol | » yorum bırak;

Kitap Ayıracı

Yazan: birben Kasım 10, 2008

“… Kitap okudukça beni hatırlarsın artık :) )” Yeni başlanan kitabın arasına konmak için ayıraç arandığı sırada, eski bir kitabın arasından çıkan ayıraçtaki cümle böyle bitiyordu. Ayıracın sahibi hatırlamıştı ayıracı ve ayıracı ona alanı. Ayıracı verenin dileği gerçekleşiyordu, ayıraç kendisini hatırlatıyordu. Peki kendisi artık bunu istiyor muydu? Peki kendisi ayıracı aldığı kişiyi hatırlıyor muydu artık?

Üç noktanın olduğu yerde “Seni çoook seviyorum bitanem” yazıyordu. Çok mu kolay bir insanı sevmek, yoksa kolay olan cümleyi kurmak mı? Ne kadar çabuk unutuyoruz, ne kadar çabuk seviyoruz. Ne kadar çabuk unutursak o kadar çabuk seviyoruz ve ne kadar çabuk seversek o kadar çabuk unutuyoruz.

Dönüp baktığında, yaşananlar gerçek mi yoksa birer yanılsama mı anlayamıyorsun. Bir süre önce sevgi sözcüklerine boğduğun, en yakınından kıskandığın; bir süre sonra bir kitap ayıracında hatırlanan ama kendisinin seni hatırladığından bile emin olmadığın bir yabancıya dönüşüyor. Sonra düşünüyorsun, aradan geçen zamanı ikiyle çarpıyorsun ve bakıyorsun ki x ile 2x arasındaki tek fark bir kitap ayıracı…

Yazı kategorisi: ölesine | » yorum bırak;

Blog’a ara verenzi!…

Yazan: birben Ekim 7, 2008

Uzun zamandır yazmıyorum. Bir süre daha yazmayı düşünmüyorum… Blog’a bir süreliğine ara verenzi. Kafa yerine gelirse tekrardan yazanzi…

Yazı kategorisi: ölesine | » yorum bırak;