Sarhoş oldum da
Seni hatırladım yine;
Sol elim,
Acemi elim,
Zavallı elim!
Sol Elim
Yazan: birben Ağustos 20, 2008
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: Sol elim, Orhan Veli Kanık | Yorum Yok »
Rakı sonrası baş ağrısı hakkında
Yazan: birben Ağustos 11, 2008
Geçen cumartesi arkadaşlar ile içkiyi gereğinden fazla kaçırmışız. Tabi ki her zamanki gibi rakımızı içtik. Koç grubunun rakı sektöründen çekilmesinin avantajını kullanarak Mercan rakıyı tükettik
Tabi bunun sonucunda pazar sabahı kalktığımızda dayanılmaz baş ağrısı bizimle beraberdi. İşte o anda okuduğum kitabı hatırladım ve neden bunu dün gece hatırlamadım diye hayıflanmaya başladım oysa ki bundan önceki rakı sofralarında bu kitaptan edindiğim bilgileri etrafımdakilerle paylaşmıştım.
Kitap Oğlak Yayınlarından çıkan Deniz Gürsoy’un yazdığı Çilingir Sofrasında rakı adlı kitap, şimdi o kitaptan bir bölümü alıntılayacağım buraya:
Vücudumuzun ağırlığının % 50-65′i sudur. %2 oranında su kaybı bile vücut performansının % 5-8 oranında azalmasına yol açar. Bu, 70 kg ağırlığındaki bir vücudu örnek alırsak, yaklaşık 1 litre su kaybetmesi demektir. % 4 oranında su kaybı (2 litre), baş ağrısı ve belirgin biçimde kasıklarda ağrı yapar. Su kaybı % 5′e çıkınca bayılma ve kramplar ortaya çıkar. % 15 su kaybıysa ölüme yol açar (yaklaşık 7 litre). İşte içkiden “çatladı” denildiğinde “merhum ayyaş”ın karnının ya da vücudunun çatlaması değil, susuzluktan iki kanat taktığı anlaşılmaktadır.
Tuz vücutta su tutar, alkol ise tam tersine vücuttan su atar. Her bir ölçü saf alkol tam dokuz misli suyu vücuttan atar. Bu durumda rakının % 45 - 50’si saf alkol olduğuna göre her aldığımız tek rakıyla birlikte 4,5 misli su almamız gerekecektir.
İşte burdan da anlıyoruz ki arkadaşlar, alkol alırken vücudunuzun su dengesini koruyun ki sabah kalktığınızda görece daha iyi olun.
Bir de Osman kardeşimin verdiği asprin c de işe yarıyor tabi mümkünse Kürşat kardeşimin menemenini yedikten sonra içilsin
Aydın Boysan ne demiş rakı için “azı az zarar, çoğu çok zarar”
Bilinçli tüketelim rica edicem…
Necip Mirkelamoğlu ile bitirelim…
Ne dert kalır, ne keder,
İçeni mesut eder,
İçebilirsen eğer,
Ruh’a ciladır rakı…
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: Rakı, deniz gürsoy, baş ağrısı, aydın boysan, necip mirkelamoğlu | Yorum Yok »
Kazanmak mı oyuncu yetiştirmek mi?
Yazan: birben Ağustos 11, 2008
Stan Van Gundy’nin Heat koçuyken yaptığı bir konuşmanın videosunu izledim biraz önce bence çok önemli bir video keşke elimde olsa da Türkiye’deki bütün alt yapı antrenörlerine izletebilsek. Alt yapı antrenörlerinin hepsinin amacının oyuncu yetiştirmek oyuncuların yetenklerini geliştirmek olması lazım, maç kazanmak değil. Aynı Van Gundy’nin dediği gibi Türkiye’de özellikle küçük şehirlerde profesyonel liglerde kesinlikle pota altında oynayamayacak oyuncular takımın en uzunu oldukları için pota altında ribaund almaktan başka bir şey yaptırılmazlar, çocuk fundamental olarak zayıf kalır… Bu çok yanlış bir durum aynı şekilde küçük takımlara alan savunması yaptırılması gibi… Neyse videoyu mutlaka izlemenizi tavsiye ederim…
http://www.youtube.com/watch?v=KZ9jTOAMTtk&feature=related
Yazı kategorisi: Basketbol | Etiketler: alt yapı, Basketbol, stan van gundy | Yorum Yok »
Boşluk
Yazan: birben Ağustos 7, 2008
Pek bişey yazasım yok bu aralar… Pek bişey yapasım da yok bu aralar…
Boşluk…
Boşluk derin ve uzun…
Boşluk içimde, boşluk her yerde…
Anlamlandırmaya çalıştığımız herşeyin içi boşaltılmış, onlar da artık boşluk…
İyilik yok, güzellik yok hepsi yerine koskocaman bir boşluk…
Umut bitince herşey biter mi yoksa umut sadece bir yanılsama mıdır? İnsan ne için umut eder? neyi umut eder?
Sus söyleme
Bir şey söyleme artık
Sus söyleme
Her şey gereksiz artık
Bana düşen dönüp de gitmek
Sonunda elimde kalan
Bir avuç hüzün ve keder
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: boşluk, Zülfü Livaneli | Yorum Yok »
Mükemmel oyun kurucu için 4 Özellik
Yazan: birben Ağustos 1, 2008
Bu hafta başında “USA Today”de çıkan 15 yıllık oyun kurucu Jason Kidd hakkındaki makaleyi görmüş olabilirsiniz.
Bir kolej oyun kurucusu (çok iyi olmayan) olarak ve oyun kurucunun sahadaki en önemli pozisyon olduğuna inanan biri olarak makaleden mükemmel oyun kurucuyu tanımlayan 4 özellik çıkardım.
1-Saha Görüşü: “O şeyleri görüyor” diyor Dwayne Wade Jason Kidd’in 6. hissi hakkında. “Sahada olduğunuzda ve onun bir şeyler yaptığını gördüğünüzde, onu 3 dakika kadar falan önce gördüğünü düşünüyorsunuz.”
2-Yüksek Basketbol Zekası: “Aklı onun en büyük yeteneği” diyor Krzyzewski. “Ve saha içindeki durumlara iç güdüsel olarak tepki verme kabiliyeti en üst düzeyde, bu oyunu şimdiye kadar oynayanlar arasında olabilecek en üst seviyede.” Krzyzweski Kidd’in basketbol zekasını Kidd’in Kaliforniya’da büyürken idolu olan Magic Johnson ile karşılaştırıyor.
3-Sadece paslar değil, mükemmel paslar: “O bir pasör olarak büyüdü, açıları anlıyor. Jason ile beraber çok boş şutlar yakalıyorsunuz. Topu tam olması gereken yere koyuyor.” Geçen sene şut antremanlarından birinde Kidd Carmelo Anthony‘e dönüp “Topu nereye istersin” diye sormuş Anthony tam olarak Kidd’in ne demek istediğini anlamayarak şaşkın bir şekilde bakmış. “Ne demek istiyorsun?”. Krzyzewski Oyuncuların Kidd’in topu istedikleri en iyi yerde onlara verebileceklerini anladıklarında reaksiyonlarının “Yani oda servisimiz olacak, peki etimi de kesecek misin? Bana topu belirli pozisyonlarda mı vereceksin?” olduğunu söylüyor. Peki Anthony topu nerde istiyor? “Onu bana nerde verirse” diyor Anthony.
4-İşleri kolaylaştırma yeteneği: “Bizim takımımız için muhteşem olan şey eğer Kobe, Carmelo ve LeBron’u oyuna sürerseniz, sadece işleri kolaylaştırmaya bakan bir oyun kurucuya ihtiyacınız var ve işte bu Jason’ın yaptığı” diyor yardımcı koç Jim Boeheim. “Diğer büyük oyun kurucuların oyunlarında skor payları var, hatta bunlardan bazılarının oyununda büyük bir payı var, ama Jason’ın hiç bir zaman şut atmaya ihtiyacı yok.” Bu yaklaşım paslaşma üzerindeki vurgu ve bencil olmayan oyun ile birlikte uluslarası maçların takım yönlü anlayışına uyuyor.
Original post by Eric Musselman: http://emuss.blogspot.com/2008/08/four-traits-of-perfect-point-guard.html
Yazı kategorisi: Eric Musselman | Etiketler: Basketbol, Jason Kidd | Yorum Yok »
Ryan Gomes Wolves ile yeniden anlaştı.
Yazan: birben Temmuz 30, 2008
Bu sene bittikten sonra sınırlı serbest kalan Ryan Gomes takıma geri dönmesini en çok istediğim oyuncuydu hatta KG takasından sonra Al Jefferson ile birlikte kesin gelmesini istediğim ve geldiğinde çok sevindiğim oyuncuydu.
Geçen sene Efes Pilsen ile maç yapmaya geldiklerinde Turkishwolves grubumuz olarak maça gittik ve maçtan sonra onlarla fotoğraf çektirme şansını yakalamıştık. Tek konuştuğum oyuncu oydu, fotoğraf çektirdikten sonra dikildim karşsına ve dedim “bu sene en iyi 6. oyuncu sen seçileceksin ligde buna inanıyorum” gülümsedi ve teşekkür etti. O zamanlar ben onun benchten geleceğini düşünüyordum ama o konuda yanıldım maçların çoğunda (74 maçta) ilk 5 başladı ve takımın en istikrarlı oyuncularından (zaten pek istikrarlı oyuncu yoktu ya…) biri oldu. Benim dileğim gerçekleşmedi ama tahmin ettiğim gibi oynadığı oyun ile minnesota basketbol seyircilerinin sevgisini kazandı.
Bu sene aynı düşüncemi tekrarlıyorum ve bu sefer Gomes’un en iyi 6. oyuncu seçileceğini söylüyorum. Geçen seneki kısa ilk 5te 4 numara olarak baya süre aldı, bu sene hem 3 numarada hem de 4 numarada takıma katkı yapacak, her ne kadar 4 numaramız baya kalabalık olsa da ama bu sene benchten gelecek çok büyük ihtimalle. Ryan Gomes Timberwolves için tam bir glue guy (birleştirici oyuncu)
Gomes ayrıca sadece basketbol sahasının içinde değil dışında yaptıklarıyla da çok iyi işler çıkarıyor…
Son olarak McHale’e verelim sözü:
This isn’t fantasy basketball,” McHale said. “Statistics mean nothing; you’ve got to win. I think Ryan would be the first one to tell you, if his statistics went down and the wins went up, he’d be just as happy. … He just brings a level of basketball IQ, maturation, understanding, accepting, a real professional level to the team, which is great for such a young guy.”
Bu senenin hem Ryan Gomes için hem de Minnesota Timberwolves için iyi geçmesi dileklerimizle
- Ryan Gomes ve Turkiswolves
Yazı kategorisi: Basketbol | Etiketler: basketball, Minnesota Timberwolves, nba, Ryan Gomes, Turkishwolves | Yorum Yok »
Tecavüzcü sürüsü
Yazan: birben Temmuz 29, 2008
Tecavüzcü sürüsü
Yıldırım Türker
13/10/2003
Takip ediyor musunuz? Dün, Jandarma Genel Komutanlığı, Ş.E.’ye tecavüz ettiği gerekçesiyle 405 (dört yüz beş) personeli hakkında açılan davaya ilişkin sadece birkaç gazetede çıkan haberlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi:
“… abartılı olarak yansıtılan iddianın.. basın organlarında yorum
ve değerlendirmelere tabi tutulması ve ‘Ş.E.’nin onur mücadelesi’,
‘Tecavüz skandalı büyüyor’, ‘Ş.E.’nin annesi de tecavüze uğramış’.. gibi başlık ve sloganlarla çarpıtılarak sunulmasının bölücü örgüt ve işbirlikçilerinin propaganda amaçlı gayelerinin bir parçası olabileceği değerlendirilmektedir.” Haydi biz de bölücü işbirlikçileri olmaktan korkmayalım, Ş.E.’nin hikâyesini birlikte hatırlayalım. Ne sanıyordunuz? Yıllarca vatan mücadelesi kisvesi altında sürdürdüğünüz savaşın gerçek hikâyesi sonsuza kadar zafer kasalarınızda kilitli mi kalacaktı?
8 Ekim tarihli Radikal’de Ş.E.’nin hikâyesinin yanı başında ‘Koruculara bir şans daha’ başlıklı bir haber vardı. OHAL’in kaldırılmasının ardından silah taşıma ruhsatlarını ‘bulundurma’ya çevirmeyen köy korucularına üç ay süre tanındığı ve haklarında açılmış soruşturma ve davaların düşürülmesinin
öngörüldüğü, bu düzenlemeyle de ‘teröre karşı devletin yanında yer alan vatandaşların mağdur olmamasının amaçlandığı’ belirtilmiş. Köy korucularının OHAL süresince uyuşturucu kaçakçılığından gaspa çeşitli karanlık örgütlenmeler içinde üremiş bir tecavüzcüler ordusu olduğunun haberleri de zaman zaman ayyuka çıkmıştı. Devlet, yöre halkını zapturapt altına almak için tasarımlamış olduğu bu kirli kurumu başından atabilmek için nicedir çeşitli rüşvet programları çıkarmakla meşgul. Korucuların yörede kaçırdığı, tecavüz edip ölümüne neden olduğu kadınların sayısı da çıkacak nasılsa bir gün.
‘Gerçek hayat hikâyesi’
Ş.E., 1997′den bu yana canını güç bela atmış olduğu Almanya’da yaşıyor. Mardin Ağır Ceza Mahkemesi’nin aralarında rütbelilerin de bulunduğu 405 asker hakkında açtığı davanın mağduru olarak biliniyor. Mardin Derik’e bağlı Çayköyü’nde yaşayan Ş.E., ilk olarak 93 Kasımı’nda gözaltına alınıyor. Suratına yediği yumrukla üç dişi kırılıyor. Bir üsteğmen saçlarından tutup kafasını panzere vuruyor. Sonra karakol. Orada çırılçıplak soyuyorlar. Onu bir araba lastiğinin içine yerleştirip ellerindeki sopayı cinsel organına sokuyorlar. Bu arada üstüne tazyikli su sıkıyorlar. O bir hafta boyunca tazyikli su, elektrik verme, tekerin içine sokma, filistin askısı, ayaklardan baş aşağı asma işkencelerinin yanı sıra defalarca tecavüze uğruyor. Bir hafta sonra savcılığa çıkarılmadan serbest bırakılıyor. Dört ay sonra, evi basılarak bir kez daha gözaltına alınıyor. Bu kez de aynı işkenceler ve iki hafta boyunca sürekli tecavüz. Yine savcıya çıkarılmadan, olanları anlatmaya kalkarsa kız kardeşlerini de aynı muamelenin beklediği tehdidiyle salıverilme. Ş.E., köyüne dönemeyip Derik’te akrabalarının evinde saklanmaya başlıyor. Ancak birkaç ay sonra köyüne dönüyor. Bir tarlada çalışmaya başlıyor. Bu kez de operasyona çıkan bir askeri birlik onu ve birkaç kişiyi tarladan alıp boşaltılmış köydeki evlerden birine sokuyor.
Dayak yiyor. Ağzına tuz dolduruluyor. “İri, yeşil gözleri olan bir subay
vardı. Beni çırılçıplak soyup üzerimden geçti. İşini bitirdikten sonra oradaki askerlere dönüp ‘Siz de serbestsiniz’ deyince bu kez de onlar üzerime saldırdı. Bayılana dek dört kişi daha tecavüz etti.” Silah dipçiğiyle dövülen Ş.E., öldü sanılıp oracıkta bırakılıyor. Gözünü hastanede açıyor. Birkaç ay sonra İzmir’deki akrabalarının yanına kaçıyor. Kimselerle konuşmaması, sık sık düşüp bayılması, sinir krizleri geçirmesi akrabaları kaygılandırıyor. Ş.E.’yi 1995 Ağustosu’nda Türkiye İnsan Hakları Vakfı tedavi merkezine götürüyorlar. Orada üç ay boyunca tedavi görüyor. Raporuna düşen, anlattığı hikâyelere uygun travma belirtileri, aşırı güvensizlik, majör depresif bozukluk ve yüksek anksiyete düzeyi. Sürekli kâbuslar gördüğü, dikkat toplamakta güçlük çektiği de raporda belirtilmiş. 1997 yılında köyünden gelen akrabalarının ‘Askerler seni arıyor’ haberi üstüne Almanya’ya kaçıyor. 98′de Almanya’da ‘Kadına Yönelik Devlet Kaynaklı Şiddet’ konulu bir panelde söz alıp ağlayarak başından geçenleri anlatınca tam beş yıl sonra başlayacak bir hukuki süreci tetiklemiş oluyor.
Ş.E.’nin babası ‘örgüte yardım ve yataklık’ suçlamasıyla gözaltına alınıp ağır bir işkenceden geçmiş. Kalbi kaldırmamış. Anası, babanın ölümüyle altı çocuğunu İzmir’e tarım işçiliğine göndermek zorunda kalmış. Ş.E.’nin anası İ.E. de, kızı ilk tutuklandığında yan odada kızının çığlıklarını dinleyerek aynı muameleden geçiyormuş. O da kızının uzun süre yemeden içmeden kesildiğini, hiç konuşmadığını, ancak ikinci tutuklanmasından sonra hastaneye götürüldüğünde defalarca tecavüze uğramışlığının ortaya çıktığını anlatıyor. Kızının acılarından ve neden sonra rahminden ameliyat oluncaya dek kesilmeyen kanamalarından söz ediyor. Ana da daha sonra ağır işkenceye ve tecavüze maruz kalmış. O da dört yıl boyunca tedavi görmüş.
Ş.E. ve anası, o yörede gözaltında tecavüze uğrayan belki binlerce kadından ikisi. Güneydoğu’da özellikle 90-95 yılları arasında gözaltında tecavüzün sistematik olarak uygulandığını bilmeyen kaldıysa hatırlatalım. Bir örnek: O dönemin Derik Karakol Komutanı Yüzbaşı Musa Çitil, daha önce de Şükran Aydın’a tecavüz suçuyla yargılanmış, tabii ki delil yetersizliğinden beraat etmişti. Yörede namlı bir işkenceci olarak tanınan yüzbaşı bu topraklarda yargılanamayınca iş AİHM’ye kalmış, Türkiye, işkence kurbanı Salih Tekin’e 25 bin sterlin tazminat ödemek zorunda bırakılmıştı. Karakolda askerlerin cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için mutlaka gözaltına alınmış bir kadın kurban bulundurulduğu da ayyuka çıkmış ’söylentilerden’. Tecavüz, gerek kanıtlanması güç olduğundan, gerekse kurbanların başlarına geleni anlatamamasından, herkesin bilip kimsenin engelleyemediği bir gerçeklik olarak suratımıza sırıtıyor. Tecavüz kurbanlarının, 14 Haziran’da İstanbul’da kaçırılıp tecavüze uğrayan DEHAP İstanbul Kadın Kolları yöneticisi Gülbahar Gündüz gibi korkmadan onur mücadelesi verebileceği bir ortam hazırladık mı?
Tecavüze ortak
Bu topraklarda her nesilden kaç milyon kadının tecavüze uğrayıp hayatta kalmak adına yaşadıklarını sineye çekerek bir başına yaralarını sarmaya çalıştığını hiç düşündünüz mü? Gecenin bir vakti kan ter içinde uyanıp kâbuslarını yapayalnız yaşamak zorunda olan; çocuklarını, yakınlarını, en önemlisi hayatlarını korumak için uğramış oldukları bu en vahşi saldırıyı unutmaya çalışan ne kadar kadın var yanımızda yöremizde. Solcu diye, Kürt diye, yoksul diye, fahişe diye, kocasının karısı diye, onun yeğeni bunun baldızı diye ve daha bütün insanlık hallerini sıralasak onlar diye, her şeyden geçtim kadın diye, ‘kirletilmek’ fiiliyle peçelenmiş diye her gün kaç kadın tecavüze uğruyor diye düşünmüşlüğünüz var mı? Mutlaka vardır. Çünkü sokaklarda, eviçlerinde, hayatın her köşesinde kadın cinselliğini küfre emanet etmiş dolanıp duruyorsunuz. Ancak birbirinizin anasını avradını bacısını sıradan geçirdiğinizde rahatlayabiliyorsunuz.
Birbirlerine yılışarak el veren saygıdeğer aile babaları tarafından iştahla ırzına geçilmiş kız çocuklarının gönüllü olup olmadığını tartışmayı
biliyorsunuz çünkü. Sizden değil diye, HADEP’li diye, Dev-Solcu diye, fahişe diye, gülüp geçmeseniz bile içinizden sinsi bir ‘Oh olmuş orospuya’ geçiyor çünkü. Tecavüzcü Coşkun’u gıptayla kudurmuş bir tezahüratla karşılayan sizsiniz çünkü.
Çünkü Türk askeri yapmaz. Çünkü hepsi söylenti. Çünkü her şey bölücülerin ekmeğine yağ sürüyor. Çünkü kadındır, hak etmiştir.
Kadınlardan nefret eden bu toplum tecavüzcülere çanak tutuyor.
İkiyüzlülükle, korkaklıkla, alçakça susup görmezden gelerek. Kimileyin açıkça onaylayarak.
Pekiyi neden her erkeğin anasına bacısına karısına küfredildiğinde bir cinayet makinesine döndüğünü, hele içkiliyse sel salya sümük bağrını yumruklayıp ölüme koşar gibi yaptığını hâlâ anlayamadınız mı? Bu namus müsameresinde kadınına toz kondurmayan horoz kılığına bürünmek saklanmanın en mubah yolu da ondan.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=91888&tarih=13/10/2003
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: Yıldırım Türker | Yorum Yok »
Minnesota Timberwolves Yaz Ligi Kadrosuna Bazı Yorumlar
Yazan: birben Temmuz 18, 2008
Timberwolves’un yaz liginde yaptığı 3 maçın 2,6 sını seyrettim ve bir kaç oyuncu hakkındaki görüşlerimi yazıcam.
Corey Brewer: Hücumda 2. maç hariç inanılmaz dağınık, resmen kopup gidiyor. Top hakimiyeti çok iyi değil ve pozisyonları inanılmaz zorluyor. Hücumda sakin olmalı ve hızlı oynamak ile aceleci oynamayı birbirine karıştırmamalı. Şutunu geliştirmesi gerekiyordu ama maalesef ne şutu ne de şutuna güveni hala yok.
Chris Richard: Tam bir hayal kırıklığı. Geniş bir oyuncu ama boyu pozisyonu için kısa ve ribaund hassasiyeti çok iyi değil. Savunmada oyuncuyu durdurmak için tercih ettiği yöntem faul yapmak, hücum da ise zaten fazla bir numarası yok, potaya yakın alıp bitirecek sadece hiç topu yere vurmadan. Ben NBA’de fazla yer edinebileceğini sanmıyorum. Bu sene onun için en iyisi Geliştirme Ligi’ne gitmesi olur çünkü kendini gerçekten geliştirmesi gerekiyor.
Pops Mensah-Bonsu: Sonradan katıldı takıma, çok enerjik ve atletik bir oyuncu. NBA’de daha önce Dallas’da oynamış Avrupa tecrübesi de olmuş. Bence bu sene onu mutlaka bir NBA takımının kadrosunda göreceğiz. Hatta bizim atletiklikten uzak pota altımız için uygun bir isim olabilir diye düşünüyorum. Mesela Craig Smith yerine rotasyondaki süreleri Mensah-Bonsu alabilir.
Kevin Love: Bu yaz liginin esas adamı. Şimdiye kadarki istatistikleri gerçekten etkileyici. Fakat savunmada ayakları yeterince hızlı değil evet iyi yer kaplıyor ama savunma zaafı olduğu açık. Al Jefferson ile hücumda çok iyi bir ikili oluşturacakları şüphe götürmez bir gerçek ama ya savunma tarafı, işte bu çok büyük bir soru işareti??? Saha görüşü, basketbol zekası tartışılmaz bir oyuncu, ayrıca top hassasiyeti de çok üst düzeyde. Bir negatif özelliği de yeterince patlayıcı değil, pota altına çok girdiği için bu seviyede bile fazlasıyla bloklanıyor, tabi ligde Al jeff e gelicek ikili sıkıştırmalardan daha boş pozisyonlar yakalayacak ama bu şekilde pota altından çembere yüklendiği zamanlarda eğer güçlenmez ve patlayıcılığı artırmazsa daha çok blok yiyeceği aşikar.
Bir de bizim takımda değil ama Jared bayless bana Dwayne Wade’i hatırlattı. Ayrıca Kopanen de çok sağlam bir oyun kurucu. Portland’ı işi gerçekten çok zor ellerinde kullanabileceklerinden fazla genç potansiyel yetenek var, bu sene rudy fernandez’in de takıma katılacağını düşünürsek. Bazı tercihler yapmaları gerekecek.
Yazı kategorisi: Basketbol | Etiketler: basketball, Basketbol, Chris Richard, Corey Brewer, Jared Bayless, Kevin Love, Minnesota Timberwolves, Pops Mensah-Bonsu, Portland Trailblazers | Yorum Yok »
Evimi kutup ayıları bastı!…
Yazan: birben Temmuz 16, 2008
3 gün oldu uyuyamıyorum geceleri, geç uyuduğum (geç dediysem sabaha karşı) için geç kalkıyorum.
Her zamanki bahtsızlığım bugün yine üstümde fazlasıyla. İstanbul için iyi ama benim için felaket olan yağmur bunun başlangıcı oldu. Odamın tavanından çok güzel ritmik sesler ile su damlıyor, daha da güzeli üst kattaki komşular ikisi birden tatildeler. Yağmurun dinmesini beklemekten başka çare yok. Ritmik bu sesle evimde paşa paşa oturucam bugün öyle gözüküyor.
Bir de üstüne yediğim kazığın farkına vardım. Geçen cuma günü bölümden arkadaşlarla 2. Geleneksel comp7tepe mezuniyet akşamını yaptık. İyi güzel yedik içtik, gecenin en sonunda da dans etmek için (!?,.x
) Rıddım diye bir mekana gittik. Arkadaşım ile orda bara gidip kendimize birer tekila söledik ve parayı banka kartı ile ödedik ama bardaki abla parayı çekemediğini söleyip hatta bir defasında yeterli para olmadığını söyleyip 3 defa benden şifremi istedi ben de mekanın iyi olmasının verdiği rahatlık ile tamamen güvenerek her seferinde girdim şifreyi. Bugün hesap hareketlerine bir baktım o akşam abla benden parayı 3 defa çatır çatır almış… Kafamı zorladım, bu sıralar unutkanım acaba yine ben mi unuttum, yanlış mı hatırlıyorum dedim ama eminim o akşam ben o kartı başka yerde kullanmadım POS makinesi ile. Evimddeki ritmik su sesleriyle beraber salak yerine konulup dolandırılmanın da sonsuz hazzını yaşadım.
Ama çıkardığımız bazı dersler var mekan ne kadar iyi olursa olsun güvenmeyecekmişsin. Herkes seni öpmenin fırsatını kolluyomuş hatta daha da iyisi böyle dışardaki mekanlarda artık bişi alıcaksan nakit vereceksin elden hatta eline verceksin artık böyleyiş napalım töbe töbe.
Arkadaş anlamadım ki ben bu işi ya… Para tamam insanları bozuyor, insanları tamamen kucağına oturtuyor da göz göre göre hırsızlık bu ya. Bu insanlar nasıl vicdanları rahat uyuyabiliyorlar gece yattıkları zaman anlayamıyorum gerçekten. Ama hala da benim bir dalgınlığıma gelip başka bir yerde parayı harcamış olup unutmuş olmayı diliyorum, unutkanlığıma üzülmeyi tercih ediyorum. Yanlış anlama üzüldüğüm giden para değil hiç ipimde bile değil para insanlara karşı olan güvenimin daha da gitmesine üzülüyorum.
Neyse su ritmik olarak damlamaya devam ediyor, silim de yeri bi defa daha laminant ile uğraşmayalım bi de…
Hade eyvallah…
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: bahtsız, kutup ayısı, Rıddım, yağmur | Yorum Yok »
Tekel rakısı bu be!
Yazan: birben Temmuz 15, 2008
Tekel rakısı bu be!
Tam kırkbeş derece
İki tek attın mı
Doksan oldun demektir
Yani dik açı
Biz akşamları dostlarım
Böyle dönüyoruz işte köşeyi
Orhan Veli
Yazı kategorisi: hayat | Etiketler: Orhan Veli, Rakı | Yorum Yok »
